Taş Kalblileri Bile Duygulandıracak Sabır…

Taş Kalblileri Bile Duygulandıracak Sabır…

Garip bir asırda yaşıyoruz. Kimi analar, babalar yavrularını bugünün fitnesinden kurtarmak için çareler arıyor, imkânlarını bu uğurda bütünüyle seferber etmeye razı oluyorlar.
Kimileri de yavrularının fitneye karışmayışından, açık saçıklığına itibar etmeyişinden şikayetçi oluyor, kızlarının muhafazakârlığından, mazbut bir Müslüman hayatını tercih edişinden rahatsızlık duyuyorlar…
İnsan bu gibi durumlara ancak şahit olunca inanıyor, yoksa akıl alacak, mantık kabul edecek bir tavır değildir bu…
Bir hanımefendi kızımız telefonda ağlamaklı ve bitkin halde derdini anlatıyor:
– Ailem baş örtümden rahatsız. Halbuki ben başörtümden dolayı okulumu bile terkettim. Dini kitap okuyuşumu bile hazmedemiyorlar!..
Daha bir çok şeyler anlatan masumcağız ne yapacağını soruyor.
Bu ve benzeri kardeşlerimiz bugünün fitnesine karşı dayanma gücü kazanmalı, imanlarını kuvvetlendirip, mukavemet hislerini perçinlemeliler. İslâm’ın ilk günlerindeki Sümeyye’leri, Habeşistan muhacirlerini, Medine’ye göçe zorlanmış büyük İslâm hanımlarını hatırlamalılar. Onlar nasıl sabır göstermişlerse, kendileri de benzer sabrı göstermeliler. Nitekim onların o yüce sabrı kendilerini kıyamete kadar gelecek Müslümanların dualanna lâyık kılmış, hürmetlerine muhatap hale getirmiştir…
Allah indinde yüce makamlar; büyük sabırlar, azim sıkıntılarla kazanılır. Yakınların ve uzakların bunca hatalı telkin ve baskılarına rağmen şahıslarında İslâmı yaşamaya devam eden bu kardeşlerimiz onların da günün birinde insafa geleceklerini düşünmeli, sabırda, feragatta, fedakârlıkta taş gibi kalblerini yumuşatacak kahramanlıklar göstermeliler… Hiddet, şiddet yok. Sabır ve örneklik var.
Evet bir Sahabi gibi. Hatta bu unutulmayan sahabelerden Ümmü Habibe gibi. İzin verirseniz onun sabrından bir misal arzedeyim sizlere.
Ümmü Habibe Mekke’de o kadar baskı ve tazyike maruz ki, günlük hayatında İslâmı yaşama hakkına malik değil. Ancak asla tavize niyetli görünmüyor. Çevrenin baskısı had safhaya gelince beyi ile birlikte Habeşistana hicreti göze alıyor ve gidiyorlar. Ne var ki, Habeşistan’daki sıkıntılı günlerinde beyi başındaki bu kudsi tacı taşıma saadetine nail olamıyor ve sıkıntılara dayanamayarak ters yola giriyor. Ümmü Habibe yine sabırlı yine imanında istikrarlı. Asla taviz ve pişmanlık hali sözkonusu değil.
Hıristiyanlığa girmiş halde ölen beyine rağmen, imanında yine sıra dağlar gibi azimli ve şevkli…
Ne var ki artık yalnız ve kimsesiz… İşte onun bu feragat ve sabrını bilen Allah’ın Resûlü’nün elçisi bir gün Hâbibe’nin kapısını çalıyor. İlk söz nasıl biliyor musunuz? Bakın Ümmü Habibe nasıl bir cümle ile karşı karşıya:
– Ey Ümmü Habibe! Allah’ın Resûlü’nün sana selamı var. Bundan böyle sen Resûlüllah’ın hanımı olacaksın. Bütün hazırlıklar tamam. Resulullah seni nikahı altına alıyor; sen artık Mü’minlerin anasısın!..
Evet, Ümmû Habibe böylece Resûlüllah’ın nikahı altına germiş ve bundan sonra geldiği Medine’de bir gün henüz iman etmemiş babası Ebu Sûfyan evine gelip Resûlüllah’ın oturduğu mindere oturmak istemişti. Minderi hemen babasının altından çeken Ümmû Habibe:
– O minderin üzerinde Allah’ın Resulü oturmaktadır, O’nun üzerinde iken vahiy gelmektedir. Sen oraya oturma şerefine henüz erişemedin!..
Ebu Sûfyan daha sonra imana gelince kızının bu iman kuvvetine hayranlık duyar, onu takdir ve tebrikten kendini alamaz.
Evet, onlar böyleydiler. Herhalde bu günlere de örnektiler. Bizler, sizler de öyle olmayı, onlar gibi sabır göstermeyi hedef almalıyız. Hiddet, şiddet yok, sabır, feragat ve fedakârlık var. Taş kalblileri duygulandıracak kadar sabır…
Biliyoruz ki, bütün zaferler, böylesi sabırlardan sonra elde edilmektedir.

Beğen  
Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir