Mevlid-i Şerif

Mevlid-i Şerif

Allah – Âdın Bahri

Allah âdın zikredelim evvelâ
Vâcib oldur cümle işde her kulâ

Allah âdın her kim ol evvel anâ
Her işi âsân ider Allah anâ

Allah âdı olsa her işin önü
Hergiz ebter olmaya ânın sonu

Her nefesde Allah âdın de müdâm
Allah âdıyle olur her iş temâm

Bir kez Allah dese aşk ile lisân
Dökülür cümle günah misl-i hazân

İsm-i pâkin pâk olur zikr eyleyen
Her murâda erişür Allah diyen

Aşk ile gel imdi Allah diyelim
Dert ile göz yaş ile âh îdelim

Ola kim rahmet kıla ol pâdişah
Ol kerîm-ü ol rahîm-ü ol ilâh

Birdir ol, birliğine şek yokdürür
Gerçi yanlış söyleyenler çokdürür

Cümle-âlem yoğ iken ol var idi
Yaradılmışdan ganî cebbâr idi

Vâr iken ol, yok idi ins-ü melek
Arş-ü ferş-ü ay-ü gün hem nüh felek

Sun’ ile bunlârı ol, vâr eyledi
Birliğine cümle ikrâr eyledi

Kudretin izhâr edüp hem ol celîl
Birliğine bunları kıldı delîl

“Ol” dedi bir kerre vâr oldu cihân
“Olma” derse, mahv olur ol dem hemân

Bâri ne hâcet kılavuz sözü çok
Birdir Allâh andan artık Tanrı yok

Haşredek ger denilirse bu kelâm
Nîce haşr ola, bû olmaya temâm

Pes Muhammeddir bur varliğa sebeb
Sıdk ile ânın rızasın kıl taleb

Ey azizler; işte başlarız söze
Bir vasıyyet kılarız illâ size

Ol vasıyyet ki derim her kim tuta
Misk gibi kokûs canlardâ tüte

Hak-Teâlâ rahmet eyleye anâ
Kim beni ol bir dua ile anâ

Her ki diler bir düâda buluna
Fâtiha ihsân ede ben kûluna.

Hak Teâla Bahri

Hak Teâlâ çün yaratdı Âlemi
Kıldı Ademle müzeyyen âlemi

Âdeme kıldı feriştehler sücûd
Hem anâ çok kıldı ol lütf issi cûd

Mustafâ nûrunu alnında karâr
Kaldı ânın ile nice rüzigâr

Sonra Havvâ alnınâ nakletdi bil
Durdu ânda dâhi nice âyü yîl

Şît doğdu âna nakletdi bu nûr
Ânın alnında tecelli kıldı nûr

Erdi İbrâhimü İsmaile hem
Söz uzânûr ger kalanın der isem

İşbu resm ile müselsel muttasıl
Tâ olunca Mustafâ’ya mûntekıl

Geldi çün ol rahmeten lil’alemîn
Vardı nûr anda karâr etti hemin

Kim umarsa nâr-i dûzahdan necât
Mürsel-i mümtaz için versin salât

“Ger dileriz bulâsız andan necat
Aşk ile dertile edin Esselât”

Vilâdet Bahri

Âmine hâtun Muhammed ânesi
Ol sadeften doğdu ol dür dânesi

Çünkî Abdullah’tan doldu hâmile
Vakt erişdi hefte vü eyyam ile

Hem Muhammed gelmesi oldu yakîn
Çok alâmetler belirdi gelmedin

Ol Rebiûl evvel âyın nîcesi
On ikinci gîce isneyn gîcesi

Ol gîce kim doğdu ise ol hayrûl-beşer
Ânesi anda neler görde neler

Dedi gördüm ol habîbin ânesi
Bir acep nûr kim, güneş pervânesi

Berk urup çıktı evimden nâgehân
Göklere dek nûr ile doldu cihân

Gökler âçıldı ve feth oldu zulem
Üç melek gördüm elinde üç âlem

Biri meşrik bîri mağribde anın
Bîri dâmında dikildi Kâbenin

Bildim anlardan kim ol halkın yeği
Kim yakîn oldu cihâna gelmeği

İndiler gökden melekler sâf sâf
Kâbe gibi kıldılar evim tavaf

Kâ’be savt etdi o demde nâgehân
Dedi doğdu bû give Şems-i cihân

Geldi hûriler bölük bölük buğûr
Yüzleri nûrundan evim doldu nûr

Hem havâ üzre döşendi bir döşek
Âdı sündüs döşeyen ânı melek

Çün göründü bâna bû işler ayân
Hayret içre kalmış idim ben hemân

Yârılıp dîvâr çıktı nâgehân
Geldi üç hûrî banâ oldu ayân

Bazıları derler ki ol üç dilberin
Âsiyeydî bîri ol meh peykerîn

Biri Meryem hâtun idi âşikâr
Bîrisi hem hûrilerden bir nigâr

Geldiler lutf ile üç mehcebin
Verdiler bâna selâm ol dem hemîn

Çevre yânıma gelip oturdular
Mustafâ’yı birbirine muştular

Dediler oğlun gibi hiç bir oğul
Yâradılâlı cihân gelmiş değil

Bû senin oğlun gibi kadr-ı cemîl
Bir anâya vermemiştir ol Celîl

Ûlu devlet buldun ey dildâr sen
Doğiserdir senden ol hulk-ı hasen

Bû gelen “ilm-î ledün” sultânıdır
Bû gelen tevhîd ü irfân kânıdır

Bû gelen aşkîna devreyler felek
Yûzüne müştâkdürür ins u melek

Bû gîce ol gîcedir kim, ol şerîf
Nûr ile âlemleri eyler latîf

Bu gîce dünyâyı ol cennet kılar
Bû gîce eşyâya Hakk rahmet kılar

Bû gîce şâdân olur erbâb-ı dil
Bû gîceye can verir eshâb-ı dil

Rahmeten lil’âlemindir Mustafâ
Hem şefîal müznibîndir Mustafa

Vasfınî bû resme tertib ettiler
Ol mübârek nûru tergib etdiler

Âmine eder çü vakt oldu temâm
Kim vücûda gele ol hayrül enâm

Sûsadım gâyet harâretden katî
Sundular bir câm dolusu şerbeti

Şerbeti karşımda tutdu hûriler
Bûnu sana verdi Allâh dediler

Kardan ak îdi ve hem soğuk idi
Lezzeti dâhi şekerde yok idi

İçdim ânı oldu cismim nûra gark
İdemezdim kendimi nûrdan fark

Geldi bir akkuş kanâd ile revân
Arkamı sîgâdı kuvvetle hemân

Doğdu ol sâatde ol sultân-ı dîn
Nûra ğark oldu semâvât-ü zemîn

Sallû Aleyhi ve Sellimû teslimâ
Hatta tenâlû cenneten- ve naîmâ

Esselâtü Vesselâmü aleyke yâ Resûlallâh
Esselâtü Vesselâmü aleyke yâ Habîbellah
Esselâtü Vesselâmü aleyke yâ
Seyyidel-evvelîne ve âhırîn.
Ve selâmun alel mürselin vel hamdülîllâhi Rabbîl’âlemin.
El-Fatiha.

Merhabâ Bahri

Yâradılmış cümle oldu şâdümân
Gam gidûp âlem yenîden buldu cân

Cümle zerrat-ı cihân idûb nidâ
Çağrışûben dediler kim merhabâ

Merhabâ ey âli sultân merhabâ
Merhabâ ey kân-ı irfan merhabâ

Merhabâ ey sırr-ı fürkân merhabâ
Merhabâ ey derde dermân merhabâ

Merhabâ ey bülbül-i bâğ-ı Cemâl
Merhabâ ey âşinâ-yi Zülcelâl

Merhabâ ey mah-ı hurşîd-i Hüdâ
Merhabâ ey Hakk’dan olmayan cüdâ

Merhabâ ey asî ümmet melceî
Merhabâ ey çâresizler eşfeî

Merhabâ ey cân-ı bâki merhabâ
Merhabâ uşşâkâ sâki merhabâ

Merhabâ ey kurretü’l-ayn-i Halîl
Merhabâ ey hâs-ı mahbûb-ı Celîl

Merhabâ ey rahmeten lil-âlemîn
Merhabâ sensin şefîa’l-müznibîn

Merhabâ ey Pâdişah-i dû cihân
Senin için oldu kevn île mekân

Ey cemâlî gün, yüzü bedr-i münîr
Ey kamû düşmüşlere sen dest-gir

Dest girisin kamû üftâdenin
Hem penâhı bende-vü azâdenin

Ey gönüller derdinin dermânı sen
Ey yarâdılmışların sultânı sen

Sensin ol sultân-ı cümle enbiyâ
Nûr-i çeşm-i evliyâ-yü asfiyâ

Ey risâlet tahtının sen hâtimi
Ey nübüvvet mührünün sen hâtemi

Çünki nûrun rûşen etdi âlemi
Gül cemâlin gülşen etdi âlemi

Oldu zâil zulmet-i cehl-ü delâl
Buldu bağ-ı mâfiret ayn-i kemâl

Ya habîballâh bize imdâd kîl
Son nefes didârın ile şâd kîl

Ger dilersiz bûlasız od’dan necât
Aşk ile derd ile edin es-salât.

Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedinillezî
câe bilhakkıl mübîn ve erseltehû rahmeten lil âlemin.

Mirâc Bahri

Sâhibü’l-hulleti ve’t-tâç ve râkibü’l-bürâkı fi leyleti’l-mirac, Hazret-i Ahmed ü Mahmûdu Muhammed Mustafâ râ Salevât.

Söyleşirken Cebrâil ile kelâm
Geldi Refref önüne verdi selâm

Aldı ol şâh-ı cihânı ol zamân
Sidre’ye gitti ve götürdü hemân

Bir fezâ oldu o demde rûnümâ
Ne mekân var anda ne arz-u semâ

Kim, ne hâlidir, ne mâli, ol mahal
Akl ü fikr etmek o hâli fehmü hal

Ref’ olup ol şâha yetmiş bin hicâb
Nûr-ı tevhîd açtı vechinden nikâb

Her birisinden geçerken îlerû
Emr olundu Yâ Muhammed gel berû

Çünki kamûsun görüp geçti öte
Vardı îrişdi ol Ulû Hazrete

Şeş cihetden ol münezzeh Zülcelâl
Bî kemû-keyf âna gösterdi Cemâl

Zâten ol sultân-ı mâzâgal-basar
Eylemişdi Hakk’a tahsîs-i nazar

Âşikâre gördü Rabbü’l-İzzetî
Âhiretde öyle görünür ümmeti

Bî-hurûf-ü lâfz-u savt ol pâdişâh
Mustafa’ya söyledî bî-iştibâh

Dedi kim matlûb ü maksûdün benem
Sevdiğin cân ile mâbûdün benem

Gece gündüz durmayub istediğin
Nola kim görsem cemâlin dediğin

Gel habîbim sâna müştâk olmuşam
Cümle halkı sâna bende kılmışam

Ne murâdın vâr ise kîlam revâ
Eyleyem bir derde bin türylü devâ

Mustafâ dedi: “Eyâ Rabbe’r-Rahîm
Vey hatâ pûş ü atâsı çok kerîm

Ol zaîf ümmetlerim hâlî nola
Hazretîne nîce anlar yol bula

Gece gündüz işler isyân kamû
Korkarım ki yerleri ola tamû

Yâ İlâhî, hazretinden hâcetim
Bûdurur kim ola makbûl ümmetim”

Hak-Teâlâdan erişdi bir nidâ:
Yâ Muhammed ben sâna kıldım atâ

Ümmetini sâna verdim ey habîb
Cennetîmi anlara kıldım nasîb

Yâ habîbim nedir ol kim dîledin
Bir avuç toprağa minnet meyledin

Ben sanâ Müştâk olunca ey şerîf
Senin olmaz mî dün-âlem ey lâtif

Zâtıma mir’at edindim zâtıni
Bîle yazdım âdım ile âdıni

Hem dedi kim: “Yâ Muhammed ben seni
Bilûrem görmeğe doymazsın beni

Avdet edûp davet et kullarımı
Tâ gelûben göreler dîdârımı

Sen ki mi’râc eyleyûb etdin niyâz
Ümmetin mîrâcını kıldım namâz”

Her kaçan kim bû namâzı kılalar
Cümle gök ehli sevâbın bûlalar

Çünki her türlü ibâdet bundadır
Hakk’a kurbiyyetle vuslat bundadır

Sıdk ile beş vakt olundukça edâ
Elli vaktin ecrin eyler Hakk atâ

Mâhasal ol anda doksan bin kelâm
Sebk idüp bulduktan encâm ü hitâm

Tarfetül-ayn içre ol Fahr-i cihân
Ümmühân’ın evine geldi hemân

Her ne vâki oldu ise serteser
Cümlesin eshâbına verdi haber

Dediler: “Ey Kıble-i İslâmü dîn
Kutlu olsun sâna mîrâc-i güzîn

Biz kamûmuz kullarız sen şâhsın
Gönlümüz îçinde rûşen mâhsın

Ümmetin olduğumuz devlet yeter
Hizmetin kıldığımız izzet yeter!”

Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin in
nebiy-yil ümmiyyî ve alâ âlihi ve sahbihî vessellim.

Yâ İlâhi “Münâcat” Bahri

Yâ İlâhî, ol Muhammed hakkı çün
Ol şefâat kân-ı Ahmed hakkı çün

Sidrevü arş-î muallâ hakkı çün
Ol süluk-i seyr-i âlâ hakkı çün

Ol gece söyleşîlen söz hakkı çün
Ol gece Hakk’ı gören göz hakkı çün

Sırr-ı fürkân nûr-i âzam hakkı çün
Kuds ü Kâbe Merve Zemzem hakkı çün

Gözü yâşı hakkı çün âşıkların
Bağrı bâşı hakkı çün sâdıkların

Aşk odundan ciğeri püryân içün
Derd ile kan ağlayan giryan içün

Sıdk ile yolundan kâim kul içün
Hazretine doğru vâran yol içün

Şol zaman kim müddet-i ömrü hayât
Âhir ola ere hengâm-i memât

Yâ İlâhi, saklagıl îmânımız
Verelim îman ile tâ cânımız

Biz günâhkâr âsî mürîm kulları
Yarlıgâyüb kıl günâhlardan berî

Kabrimiz imân ile pür-nûr kıl
Mûnisi ğilmân ile hem-hûr kıl

Hem dahî mîzânımız eyle sakîl
Cennete girmeğe lütfun kıl delîl

Mustafa’ya hem civâr et, yâ Kerîm
Cennetü’l-firdevs içinde, yâ Rahim

Lutf ile göster bize didârını
Nimetinle topla-gıl kullarını

Afvedüb isyânımız kıl rahmeti
Ol habîbin yûzü sûyû hörmeti

Sâna lâyık kullarınla hemdem et
Ehl-i derdin sohbetine mahrem et

Hem Süleymân-ı fakîre rahmet et
Yoldaşın îmân makâmın cennet et

Yâ İlâhi, kılma bizi dâllîn
Bu dûâya cümleniz deyin âmîn

Ümmetinden râzı olsun ol muîn
Rahmetullâhi aleyhim ecmâin.

Beğen  1
Sonraki Yazı
Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir