Parasını Borçluya Verince…

Parasını Borçluya Verince…

Gayet saf ve masum bir insandı. Bulduğu gün yer, bulmadığı gün de sabrederdi. Şikâyet asla aklına gelmezdi. Zaten sermayesi hanımın eğirdiği ipliğiydi. Hanım yünü eğirir, yaptığı ipliği de kendisi götürüp Basra çarşısında satardı.
Bir gün yine Basra çarşısında dolaşıp ipliğini satmış, parasını da avucu içine sıkıştırarak eve dönerken yolda bir alacaklının bir fakirin yakasına sarılarak hırpaladığını görmüştü:
– Yazık değil mi, niye hırpalıyorsun zavallıcağı diye çıkıştı. Alacaklı suratını astı:
– O kadar merhametli isen borcunu sen ver. Hâlâ ödemedi!
Avucu içindeki parayı saydı, tam fakirin borcuna mukabil geliyordu. Gözünü kırpmadan uzattı:
– Al, işte senin paran. Ne sarılıyorsun adamın yakasına? İnkâr etmiyor, bulunca vereceğini söylüyor. Buna rağmen hırpalanır mı insan? diye söylendi. Parasını alan adam çekip giderken borçlu fakir de boynunu bükmüş:
– Seni Allah gönderdi, bu adamın elinden kurtulamayacaktım yoksa, diye dualar etmişti.
Eve eli boş dönünce hanım sordu. O da durumu olduğu gibi anlattı. Hanım:
– Bu gece açta yatabiliriz. Ne olacak, ölecek değiliz ya, diye karşılık verdi.
Sabah oldu. Hazırlanmış yeni ipliği alıp hemen hızla çarşıya koştu. Ne yazık ki akşama kadar Basra çarşısında dolaştığı halde ipliği satamamış, boynu bükük vaziyette eve yönelmişti. Yolda önünde yürüyen biri vardı. O da elindeki balığı satamamıştı. Yetişip durumu anlatınca balıkçı teklifini yaptı:
– Ben balığı sana vereyim, sen de ipliği bana, ver! Ellerindekileri değiştiler. İpliği alan meçhul adam hemen gözden kaybolurken, o da hızla eve gelip balığın karnını yararak pişirmeye hazırlandı. Ama, balığın karnından çıkan taşımsı bir cisim şüphelerini çekti. Aceleyle gittikleri kuyumcu, taşı inceledikten sonra teklifini yaptı:
– Bu, kıymetli bir incidir, isterseniz size inciyi taşıyan balık ağırlığında altın verebilirim!
Razı oldular. Kocaman bir altın külçeyi almışlar, yokluğu da artık kapıdan kovmuşlardı. Geriye dönüp de dışarı çıkacakları sırada eşikte beliren adam seslendi:
– Lütfen balığımı bana geri verin. Ben yaptığım alış verişten pişman oldum!
Düşünmeye başladı. Balığın sahibi peşlerinden gelmiş, verdiğini geri istiyordu. Cevap verdi:
– Balık yok, ama karnından çıkan var, istersen vereyim, dedi.
Adam hemen razı oldu. Elindeki külçeyi uzatarak:
– Buyur, al! deyince geriye çekilen adam, şöyle cevap verdi:
– Balık sana helal olsun, karnındaki inciyle birlikte! Ben bir meleğim, seni imtihan için geldim. Müjde, imtihanı kazandın. Yoksul adamın borcunu vermen, Allah’ın sana böyle ikramına sebep oldu!
Bir de baktılar ki, adamın yerinde yeller esmiş, kimsecikler yok ortada.
Bir Hadîs meali:
– “Allah daralan kula yardım eder, kul da daralan kardeşine yardım ettiği takdirde!..”

Beğen  
Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir