Küfür Devam Eder; Fakat Zülum Devam Etmez

Küfür Devam Eder; Fakat Zülum Devam Etmez

“Büyüklerin sözleri, sözlerin büyükleridir” diye meşhur bir söz vardır. Bu büyük sözlerden biri de şudur: “Büyük suçların cezası büyük mahkemede, küçük suçların cezası da küçük mahkemede verilir.”
Nitekim küfür de suçtur, zulüm de… Ama küfür büyük, zulüm ise ona nisbetle küçük suçtur. Küfrün tam cezası ancak en büyük mahkeme olan Mahkeme-i Kübrâ’da verilebilir. Dünyadaki cezaların hiçbiri küfrün tam cezası olamaz. Ama zulmün cezası burada verilebilir. Dünyadaki cezalar buna kifayet edebilir.
İşte bu mânâyı ifade için derler ki: “Küfür devam eder, ama zulüm devam etmez.”
Zira küfrün cezası dünyada verilmediği için, kâfir küfrüne devam ederek, “kambur üstüne kambur” yüklenir. Ama Müslümanın zulmü devam etmez. Bir dereceye vardıktan sonra gayretullaha dokunur: Zalim Müslüman cezalandırılır ve zulüm sona erer.
Mâruz kaldığınız birçok zulümleri hatırlayın. Belki belli bir müddet devam etmiş ve çevresini kasıp kavurmuştur, ama ilânihâye devam edip gitmemiştir. Çünkü zulüm belli bir merhaleye ulaştıktan sonra gayretullaha dokunmuş ve gidiş İlâhi bir sille ile durdurulmuştur.
Vaktiyle bir grup Müslüman tertib ettikleri bir kervanla hacca giderler. Çölleri aşıp vahaları geçerek yol alırlarken, iki dağın arasında eşkıyalar birden etraflarını çevirir. Hacılarda ne var, ne yok hepsini alırlar. Ancak kafilede bulunan kadınlara dokunmazlar. Hacı namzetlerinden yaşlı bir zat,
“Eyvah, bu eşkıyalar paramızı alıp gidecekler. Hacca gitmek şöyle dursun, evimize dönecek paramız bile kalmayacak,” der.
Tam o esnada eşkıyalardan biri arkadaşlarına seslenir:
“Hey, biz kadınların üstlerini aramayı unuttuk. Asıl altın onlardadır.”
Bu söz üzerine hep birlikte dönerek, kadınların üzerindeki elbiseleri yırtıp örtülerini atmaya başlarlar. Bu defa evvelki zat fikrini değiştirir.
”Paramızı götüremezler artık.”
Bu sözlerin akabinde, bir anda müthiş bir yağmur başlar. Gökgürültüsüne şimşekler karışır. Derken bir eşkiyanın başına ansızın yıldırım düşer, hemen oracıkta can verir. Ötekiler şaşkınlıkla ne yapacaklarını bilemezken zaptiyeler yetişirler; eşkıyayı kıskıvrak yakalayarak paraları sahiplerine iade ederler.
Ortalık sükûnet bulduktan sonra yolcular yaşlı zâta sorarlar:
“Önce paramızı götüreceklerini söylediniz; sonra da sanki olacakları biliyormuşçasına, ‘Artık götüremezler’ diye kestirip attınız. Gerçekten de dediğiniz gibi oldu. Bunu nasıl bildiniz?”
Yaşlı zât şöyle cevap verir:
“Onlar paramızı almakla bize zulmettiler. Ama zulüm vasat derecedeydi; gayretullaha dokunacak seviyiye ulaşmamıştı. Ne zaman ki kadınlara dönüp onların tesettürüne el attılar. İşte o zaman zulüm gayretullaha dokunacak dereceye yardı. Zulüm bu dereceye ulaşınca devam etmez. İlâhî bir silleyle son bulur. Nitekim öyle de oldu. Biri öldü, ötekiler yakalandı. Biz de kurtulmuş olduk.”

Beğen  
Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir