İki Kardeşin Macerası

İki Kardeşin Macerası

İki kardeştiler. Sırtlarını dayayacakları bir anaları kalmıştı hayatta. Babaları çoktan vefat etmiş, diğer komşuları da pek yakınlık göstermez olmuşlardı. Artık iki gözleri gibi bakmalıydılar analarına.
Nasıl bakmasınlar? Sık sık gittikleri camide vaaz veren Hoca Efendi’den duyduktan kulaklarına küpe olmuştu adetâ. Ne diyordu Hoca Efendi:
– Ana baba hakkı hakların en mühimidir. Sakın ana babanızı darıltmayasınız, gönlünü, kalbini incitmeyesiniz. Rabbimiz Kur’an-ı Keriminde önce kendi hakkını, hemen arkasından da ana baba hakkını hatırlatıyor, kendi hakkını eda ettikten sonra arkasından ana baba hakkını eda etmeyi emrediyor. Yaşlılık ve başka sebeplerle meydana gelen kusurlarını, zahmet verici hallerini bahane ederek sakın ana babanıza hürmetsizlikte bulunmayın. Sonra günün birinde aranızdan ayrılırlar, yapmadığınız hizmetlerden dolayı kalbinizde derin bir sızı kalır, üzüntüden kurtulamaz olursunuz…
Gerçekten de öyleydi. Rahmetli babalarını zamanında pek memnun edememişler, vefatından sonra kalblerinde meydana gelen derin ıztırabı da halen dindirememişlerdi.
Hiç olmazsa analarını memnun etmeli, ondan böyle bir ıztıraba duçar olmamalıydılar.
Bunun için düşündüler, buldukları çareyi de şöyle konuştular:
– Anamızı memnun etmek ikimizin de vazifesidir. Ancak buna şöyle bir çare bulalım, hizmeti nöbetle yapalım. Bir gece birimiz, diğer gece de birimiz hizmetinde nöbet tutalım. Böylece hizmetinde kusur .etmeyelim…
Bu fikri tatbik safhasına koydular. Bir gece biri hizmet ediyor, öteki gece de diğeri hizmete başlıyordu.
Ne var ki büyük kardeş bundan pek tatmin olmuyordu. O düşünüyordu ki, kendisinin yaşı büyümüş, günah ve kusurları da çoğalmıştır.
Aklına geleni küçük kardeşine teklif etti:
Sevgili kardeşim, ne olur bazı geceleri hizmet nöbetimi sen devral. Benim yerime hizmeti sen yap. Ben günahı çok olan biriyim. Rabbime ibadet edeyim, affimı dileyeyim. Sonra seninle anlaşırız…
Küçük buna itiraz etmedi.
Artık hizmetin çoğunu küçük yapıyor, kendisi de sabahlara kadar nafile namaz kılıyor, gözyaşı döküyordu.
Bir gece o kadar namaz kıldı, o kadar gözyaşı döktü ki takatsiz düşüp başını koyduğu secdede uykuya daldı. Rüya gibi bir şey gördü. Kendisine şöyle sesleniyorlardı:
– Bu kadar çok üzülme. Seni affettik!
Sevindi, kalbi küt küt atmaya başladı. Yine de rüyadan ayrılmak istemiyordu.
– Demek ki ibadetlerim kabul oldu. dedi. Gelen ses buna iştirak etmiyor, şöyle diyordu:
– Hayır, senin ibadetin hatırına kabul etmedik. Kardeşinin ibadeti hürmetine kabul ettik. Anasına hizmeti, senin ibadetinden üstün olduğundan, hem onu hem de onun hürmetine seni kabul ettik.
Kalkıp koşarak kardeşine gitti:
– Senin nöbetini ben tutayım, sen git, namaza başla, dedi.
Kardeşi manâlı şekilde tebessüm etti:
– Geçmiş ola. dedi. Şimdi kim olsa anasına hizmet nöbetini devralır. Rüyayı görmeden önce olacaktı o iş!..

Beğen  
Sonraki Yazı
Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir