Fazla Rahatlık Hayra mı Alâmet, Şerre mi?

Fazla Rahatlık Hayra mı Alâmet, Şerre mi?

Bazı sahabeler, dünyadaki rahatlıklarını hayra yormamışlar, şerre işaret olarak görmüş, hatta fazla rahatlıklarından ürkmüşler bile.
Maddi imkânları her geçen gün çoğalan Abdurrahman bin Avf, şöyle sızlanmış:
– Elimi attığım her şey bereketleniyor, kazancım her geçen gün çoğalıyor, işlerim hep yolunda gidiyor, hastalanmıyor, sıkıntıya düşmüyorum. Bundan ise korkuyorum. Acaba diyorum, bütün zevkimi, rahatımı burada yaşayıp bitiriyorum da. ahiretime bir şeyim kalmıyor mu, diye endişeye kapılıyorum…
Büyükleri böylesine endişeye sevkeden âyetin işaretinden anladığımıza göre Rabbimiz:
– “Dünyada bütün isteklerinizi verdim, nail olmadığınız bir arzunuz kalmadı, gelin bakalım şimdi bunca nimetlerin hesabını vermeye!” diye soracak.
İşte dünyada bütün istekleri yerine gelen mü’minlerin korktukları hitap, maruz kalacakları teklif bu…
Maddi imkânlar güzel, makam, mevki tamam… Sıhhat, afiyet yerinde.. Herhalde bunca nimetlerin bir şükrü de olacak, bir suâli gelecektir…
Bundandır ki, hastalananlar, geçim sıkıntısı çekenler çeşitli üzüntülere uğrayan uyanık kalbli insanlar, fazla üzülmemişler, belki âhiretteki sualimizi hafifletecek, günahlarımızın affına vesile olacak diye düşünmüş, sıkıntı içinde sabır hissine girmiş, huzur duymuşlar…
İmam-ı Suyuti (Berzah Âlemi) adlı eserinde şöyle bir kudsî hadis nakleder. Rabbimiz şöyle buyurmuştur: (meâlen:
– Affetmek istediğim kullarımı, hatalarını bitirmeden dünyadan çekmem. Bunun için o kulumun ya cesedinde bir hastalık, evinde bir sıkıntı, yahutta geçiminde bir darlık, rızkında bir zorlukla hatalarını affederim. Zerre miktarı kalıncaya kadar o kulumun günah ağırlığını alırım. Şayet daha günah kalmışsa onu da ölüm meleğinin biraz şiddet göstermesiyle alır, dünyadan, anasından doğduğa gibi tertemiz olarak bana gelmesini nasip ederim.
Azabıma müstehak olan kullarımı da, bütün isteklerine nail olmadan dünyadan çekmem. Bunun için o kulumun bedeninde hastalık olmaz, evinde sıkıntı görmez, geçiminde ve rızkında bir darlık ve zorluk bahis mevzuu olmaz. O kulum dünyada bütün zevkleri yaşar, arzularına nail olur. Sonra ateşten korunacak hiçbir şeyi kalmadan gelir huzuruma…
Evet. hayatı her zaman bir eli yağda, bir eli balda görmek, yahutta öyle hayat hayâl etmek uygun bir istek ve arzu olmasa gerek.
Bediüzzaman’ın (özet olarak) arzedeceğimiz ifadesiyle:
Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur. Yeknesak istirahat döşeğinde geçen bir hayat, tam bir hayır olmaktan ziyade tam bir şerre daim yakındır.

Beğen  
Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir