Cengiz Numanoğlu Özlü Sözleri ve Beyitleri

Cengiz Numanoğlu’nun beyit ve dörtlüklerinden oluşan özlü sözlerinin tamamını burada bulabileceksiniz. Okurken çok keyif alarak tefekkür alemine dalacağınız bu beyit ve güzel sözlerle sizleri başbaşa bırakıyoruz.

Dinde zorlama yoktur, insan hürdür elbette.
İster dünyada pişer, isterse âhirette…

Allah’tan korkana, ölüm yâr gelir;
Ölümden korkana, dünya dar gelir..

Rütbe var; yazılır, mezar taşına;
Zaman sellerinde, aşınır gider.
Rütbe var; yazılır cennet arşına;
Sonsuzdan sonsuza, taşınır gider..

Yâr olmaz servetinin, sana bir tek kuruşu;
Secde yoksa, bekleme, kabirde kurtuluşu.

İnsan doğmak, insana ilâhi bir ihsandır;
İnsan doğan kaç kişi, ölürken de insandır?

İlle de bir tokat mı, yemelisin ensene?
Ölüm sana gelmeden, sen kendine gelsene.

İnsanca yaşamanın “düşünmektir” kıstası,
Kabristana yakışır, içi boş kafatası.

Şeytan, önce insana, Allah’ı unutturur;
Sonra, “çağdaş” çöplükte ne bulursa yutturur.

Ya Allah’a baş eğer, hiç kimseye eğmezsin;
Ya herkese baş eğer, hiç bir şeye değmezsin.

Ya Allah’a baş eğer, özgürlüğe koşarsın;
Ya nefsine baş eğer, köle gibi yaşarsın…

“Allah” dersen mürtecî, “Tanrı” dersen çağdaşsın;
Bu özürlü beyinle, akıl nasıl bağdaşsın?..

Mal, mülk, para tutkusu, nefsine gelse de hoş;
Unutma ki ey insan! Tabutların içi boş..

Ne bir savcı kalırdı, ne bir yargıç ne yasa;
Şu insanoğlu önce, kendini yargılasa..

Zekâtla arınmamış, servetin cümlesi kor;
Zenginliğe sabretmek, fakirlikten daha zor..

Ölmeden ölene, ölüm bir şölen;
Ölümü öldürür, ölmeden ölen..

Kulu kul eyleyen, bil ki; çul değil;
Rütbeleri Allah verir, kul değil…

Şerefin sebebi, sanma neseptir;
Eşrefin eşekten farkı edeptir.

Şu dünya denilen, mal mülk harmanı,
Bir kıvılcım ile, kül olur gider.
Gönül ateşinin, külü dumanı,
Yedi kat cennete, yol olur gider.

Bitmez bu kan, bu hüsran, görünüyor açıkça;
Dünya müslümanları, müslüman olmadıkça.

Ey insan ! Yalnızlıktan şikâyet etme sakın;
Öyle bir Dost’un var ki; şah damarından yakın.

Hem nefsine kul olmuş, nefsini etmiş ilâh,
Hem ister utanmadan, bir de Allah’tan felâh..

Sanma Sırat geçilir, torpille, iltimasla;
Kur’ân âlimi olsan, yaşamadıkça asla!

Sanma ki; önünde, seçenekler çok,
Ya Kur’ân, ya hüsrân, üçüncüsü yok!

Bizim yargılarımız, kurtarır sanma bizi,
Bekleyelim, görelim, Mahşerdeki temyizi.

Öyle gözler gördüm ki; bakan birer kördüler,
Ne yazık ki; gerçeği, musallada gördüler.

Vesveseler kalbinde, imânı söndürmesin;
Sen ölümü öldür ki; o seni öldürmesin.

Sende yoksa tefekkür, cehline akıl n’etsin?
Ne korkarsın ölümden? Sen ki zaten cesetsin!

Tefekkürsüz bir toplum, başıboş kâfiledir,
Tevekkül doğurmayan, tefekkür nâfiledir.

Âlim sanma, her gideni mektebe;
Ahlâk yoksa, yok ilimde mertebe.
Ne farkeder.. Tut ki, cübbe giydirsen;
Pâye versen, kitap yüklü merkebe?…

İnsanı ateş değil, kendi gafleti yakar,
Neye nasıl bakarsan, o sana öyle bakar.

İnsanı ateş değil, kendi gafleti yakar;
Herkeste kusur görür, kendisine kör bakar.

Her çilenin bir ecri, gecenin fecri vardır,
İnsanın selâmeti, ancak sabrı kadardır.

Dünya hırsı doyurmaz, yedikçe aç kalırsın;
Kibirde yükselirsen, kabirde alçalırsın.

Her selâmet kapısı, bir selâmla açılır,
Bir selâmla, en büyük belâlardan kaçılır.

Sen ey “çağdaş” müslüman, ayetlere küs müsün?
Kur’ân’ın kapağında, sadece bir süs müsün?
Gerçekten istiyorsan, Yüce Allah’tan ecir;
O “tertemiz” kalbini, bir daha gözden geçir.

Nice köleler var ki; iffetin kalesidir,
Nice sultanlar var ki; nefsinin kölesidir.

Moda sık sık değişen bir hevâ dürtüsüdür;
Oysa hiç değişmeyen, iffetin örtüsüdür.

Bir lokma da olsa haram yediğin,
Sırçadır.. Kırılır, ahlâk dediğin..

Yanında duruyorken, Kur’ân gibi bir liman;
Gör ki; şirk denizinde, boğuluyor müslüman.

Akıl hiçbir insana mutluluk vermez .. Niçin?
Çünkü, akıl gerekir, aklı kullanmak için.

Kim demiş ki insana; “düşünen hayvan” diye ?
Düşünüyorsa eğer, bu kan, bu hüsran niye ?

Kim istiyorsa eğer, iki cihanda felâh;
Aramasın dünyada, sabırdan başka silah.

Bırak artık inadı, kurtuluşun secdede;
Rüyana mı girmeli, ak sakallı bir dede?

Dünya müslümanları, Kur’ân ‘la yüzleşmeden,
Hiç kimse aramasın, hüsrana başka neden…

Hamâsî nutuklardan, idrâkini sakındır;
Çünkü en büyük yalan, gerçeğe en yakındır.

Günah sofrasından doğrulmayanın,
Gönül sofrasında, gözü olur mu?
Allah aşkı ile yoğrulmayanın,
O’na naz etmeye, yüzü olur mu?

Ne kaldı ki, putlaştırıp tapmadık ?
“Çağdaş” olmak için, neler yapmadık !

O âlim ki; zâlimdir, haddini bilmedikçe,
O kibir karasını, kalbinden silmedikçe…

Kendine âlim diyen, nefsine ki zâlimdir,
İnsan, kendi cehlini, bildiğince âlimdir…

Yoksa bir insanın, vefâsı ahde;
Bil ki, îmân dahil, her şeyi sahte…

Hem, İslam dinine “çağdışı” dersin,
Hem de cenâzende, imam istersin.
Dünyada hidâyet vermezse Mevlâ;
Teneşirde, imam sana ne versin ?..

Çekmedi şu İslâm, çekmedi zinhar !
Ahmak müslümandan çektiği kadar…

Hem şükür bilmeyen kulsun,
Hem diyorsun küpüm dolsun.
Sen, Allah’tan râzı ol ki;
Allah senden râzı olsun.

Yaşarken, geçimsiz biriysen şayet;
Ölünce derler ki; ”Oh be! Nihayet ”..

Kibir iflâs eder, ancak ihlâsla;
Göz herşeyi görür, kendini asla !

Her korku insanları, gör ki uzaklaştırır;
Oysa.. Allah korkusu, Allah’a yaklaştırır..

Oruç tutmak; sadece aç susuz kalmak mıdır?
Yoksa, tek bir damladan, deryaya dalmak mıdır?

Orta yoldan ayrılma ki; gülesin.
Uçurumlar; uçlardadır.. Bilesin.

Korkaklar her gün ölür, bir gün olsun yaşamaz;
Gördüğü her tepeyi, dağ zanneder aşamaz.

Sefâdan vazgeçer, vefâ seçerdi;
İnsan düşünseydi Hakk’a visâli..
Ömür, bin yıl bile olsa geçerdi;
Kor üstünde kar tanesi misâli…

İslâm’a sınır yoktur, kim var diyorsa yalan;
Görmedim kâinatta, Kur’ân dışında kalan…

Adâlet zulmetmez… Adâlet yüce…
Zulüm varsa bil ki; yargıçlar cüce !..

Sen ki; asla dönmezsin, kullarına sözünden;
Yakma bizi Yâ Rabbî ! Beyinsizler yüzünden…

Kim, İslâm’a “irticâ” iftirası atarsa;
Kur’ân’a kulak versin, birazcık aklı varsa.

Tekme, tokat, yumruklar âcizlerin işidir,
Oysa gerçek kahraman, aklı selim kişidir.

Bu hayat denizinde, boğma sakın ümidi,
Bu denizde Kur’an’dır, insanın can simidi.

Geçerken kabir denen, o karanlık dehlizi;
Korku yok sana varsa, yüzünde secde izi.

Çorbaya şükredersen, fazlasını bulursun;
Aç gözlülük edersen, çorbadan da olursun.

Tarih içinde nice, karanlık çağlar gördüm;
Cehâletin elinde, Kur’ân’ı ağlar gördüm.

Yara sancıları, ilaçsız dinmez,
Tövbesiz günahlar, bil ki, silinmez.
Ölümü, her zaman, her yerde bekle.
Ölüm, seni nerde bekler bilinmez.

Görsek de insanı, hayvandan ayrı;
Ne fark var, akıldan, hayâdan gayrı ?

Hayvanlara kızmayın, mâzeretleri çoktur,
Meselâ, hiçbirinde, utanma hissi yoktur…

Bakma her bedenin, sen sûretine;
İnsan mı?.. Şeytan mı?.. Bak sîretine…

Kimdir yobaz, kimdir sağır, kimdir kör?
Mahşere az kaldı.. Hele bekle gör…

Bırak başkasına ayna tutmayı,
Onu bir kere de kendine çevir.
Ellere şirk dersi vermeden önce,
Kendi içindeki putları devir!

Kim çıkarsa dünyada, bencilliğin tahtına;
İndiği gün kabirde, vah ki onun bahtına…

Mavi boncuk, fal büyü, türbelerde çaputlar,
Nice Müslümanları, kuşatmış, nice putlar.

Allah asla affetmem, diyorken bize şirki;
Müslüman, nasıl böyle gâfil olabilir ki?

Söyle gelsin, estetik cerrahın da seninle;
Mezarda da oynarsın, bedeninle teninle.

Bakın, o gâfillerin, Kur’ân’daki yerine;
Onlar ki; benzetilmiş, yaban eşeklerine.

Hayvanların etleri, derileri bir değer,
İnsanların nesi var.. Utanma yoksa eğer ?

Şeytanla her savaşa, hiç korkusuzca varım,
İnsan şeytanlaşırsa, işte ondan korkarım.

Bir lâhza boş kalmaz, sînede canlar;
Kur’ân yoksa kalpte, bil ki şeytan var…

Ne büyük bir gaflet içinde beşer;
Bilse ki; bir nefes sonrası mahşer…

Ne Asya, ne Avrupa, ne Afrika ne Çin’de;
Bil ki, senin düşmanın, yine senin içinde.

İlim ehli âlimin, irfânı yüce gerek,
İlimde yüce olan, kibirde cüce gerek,
Hâkk’ın ecir müjdesi, o büyük ödül varken,
Başkaca bir iltifat, âlime nice gerek ?

Nice fakirler gördüm, deniz kadar enginler,
Damlaya muhtaç gördüm, nice doymaz zenginler..

Eğer ki; bir insandan, beklediğin yok ise;
Kupkuru bir teşekkür, hazineden çok gelir.
Eğer ki; bir insandan, beklediğin çok ise;
Korkarım ki, bu defa, hazineler yok gelir…

İki günlük yol için, hemen sıvanır kollar;
Ve iğneden ipliğe, hazırlanır bavullar…
Bir yol var ki, hazırlık, düşünülmez nedense;
Musalla taşlarında, çalınırken davullar.

Her akşam sofranda, şarabın rakın,
Dostların şen şakrak, hem cana yakın,
Aman ! Bozulmasın, bu rüya sakın;
Şimdi uyanıp da, ne yapacaksın?
Ölürken, nasılsa uyanacaksın !

Yeryüzü dediğin, bir koca mâbet,
Geldik bu mâbede, maksat ibâdet.
Ezanlar ederken, secdeye dâvet;
Hep “yarın” diyorsun, oysa kim bilir;
O “yarın” belki hiç, gelmeyebilir…

Sevgili hayvanlar,
Biz insanlar kızınca, hergün birbirimize,
İsminizi anarak, atıf yaparız size.
Yoksa sizde kızınca, her gün birbirinize;
“İnsan” diye atıflar, yapar mısınız bize?

İnsanlara ‘‘Dur!’’ dedim; tekme tokat vurdular.
Eşeklere ‘‘Çüş!’’ dedim; uslu uslu durdular..

Bilesin ki; hiç değişmez, bu ticaret yasası;
Sermayesi kin olanın, kanla dolar kasası…

Dostu da düşmanı da, insanın kendisidir;
Ya nefsinin kölesi, ya da efendisidir..

Hakk’a teslim olsun, yeter ki beden;
Dilekçeler geri dönmez secdeden…

İster müşrik, münafık, ister mü’min seversin,
Bil ki; o sevdiğinle, mahşerde berabersin.

Diyorlar ki; Tanrı, Allah demektir;
Oysa.. Tanrılar çok, Allah’sa tektir.
Bugün ‘Tanrı’ diyen, yarın kabirde,
Rabbi sorulunca ne diyecektir?

Yaklaşıyor Kıyamet, bu oynanan son perde,
Kur’ân’a kin kusanın, vay haline mahşerde !

Savaş açtığın varlık, Âlemlerin Sahibi;
Söyle! Kimdir be ahmak, bu savaşın gâlibi?

Kur’ân’a harp açmadan, hele önce bir düşün;
O’nun Sahibinedir, çünkü er geç dönüşün !

O’na secde ederken, hem de bütün kâinat;
Cinnet değilse nedir, insandaki bu inat ?

Belki de almaktasın, şu anda son nefesi,
Belki de bu duyduğun, sonuncu ezan sesi…

Kalbinde varsa ihlâs, bil ki Allah’a varır;
Yoksa seni ne sarık, ne de sakal kurtarır…

İnsanlık onuruna, yargıçlar hissedârdır;
Yargıcın asâleti, adâleti kadardır…

Büyük de olsa günah, bil ki tevbesi vardır;
Allah’tan umut kesen, en büyük günahkârdır.

Kim ki dîni yaşamaz, edep yolundan sapar;
Kendi yaşantısını, kendisine din yapar..

Bu câziben, ölümle sona ersin dilemem;
Mahşerde bir kuaför, bulur musun..Bilemem.

Ömrünce secde ettin, mala mülke, paraya;
Ne fark eder bir ceset, gömülse de saraya?

Neden ahlâk kıstası, hayvanlarda bulunmaz?
Ve neden hayvanlara, zinâ isnâd olunmaz?

İbâdette riyânın, sonu şirke uzanır;
Allah’a rüşvet(!) değil, borç verenler kazanır.

Allah zorda kalanın, hâlinden haberdardır,
Her zorluğun sonunda, mutlak kolaylık vardır.

İbadette kabulün, göstergesi niyettir.
Azlık çokluktan önce, dîn bir samimiyettir..

Kur’ân’a sorarsan; “gıybet” ne demek?
Ölmüş bir kardeşin etini yemek!
Kim ki; bu vahşetten tiksinmiyorsa;
Dünyayı fethetse beyhude emek…

Manda gibi kalındı, utanmazın derisi;
Suratına tükürdüm, yok mu dedi gerisi?

“Çağdaş”lar çöplüğünde, kör nefsine tapanlar;
Şereften, haysiyetten, adâletten ne anlar !

Kabir azabı çeken, nice baylar bayanlar,
Yüzde doksan dokuzu, şeytanı yok sayanlar.

Akıllar odaklanmış, aşka, meşke, paraya,
İndirmişler Kur’ân’ı, listede son sıraya..

Ey şair! Kaleminle, çanak tutma harama,
Şöhret bataklığında, izzet, ikbâl arama.
İnsan nefsi kapılır, alkışların sesine;
Arada bir bakıver, Şuarâ Sûresi’ne .

Mezar; fâni dillerin, müşterek lehçesidir;
Ya cehennem çukuru, ya cennet bahçesidir.

Sen özünden kaçarsan, ölüm gözünden kaçar;
Sen Kur’ân’ı açarsan, Kur’ân da seni açar…

İlim kapısı geniş, irfan kapısı dardır;
İnsanların değeri, irfanları kadardır..

Parçalara bakarak; bilinmez kim haklıdır,
Adâlet; parçaların, bütününde saklıdır.

Dünyayı titreten, fermanım olsa,
Dağları delmeye, dermanım olsa,
Başakları altın, harmanım olsa,
Zümrütle bezense, taht ile tâcım;
O bir nefes için… Sana muhtâcım…

Kur’ân eczanesinde, her derde devâ vardır;
Son kullanma tarihi: Kıyâmete kadardır…

Kibir zerre de olsa, barındırma kendinde;
Alçaldıkça yükselir, gönül Allah indinde…

Ne kadar rütbe taksan, kütük yine kütüktür;
Tornadan çıkan zurna, hiç değilse düdüktür…

Münâfıklar cesettir, duymazlarsa şaşmayın;
Duyurmaya kalkıp da, haddinizi aşmayın..

Ermiyor “çağdaşların” aklı başka bir aşka;
İki duble rakıyla, mini etekten başka…

Ne terör, ne anarşi, ne soygun, ne cinayet;
Suçum: Kur’ân’ı sevmek! Sâbit oldu nihayet.

Kendini kurtarmaktan âciz nice kahraman(!) ,
Vatanı kurtarmaya kalkıyor zaman zaman…

Senin derdin; ne vatan, ne Sakarya, ne millet.
Sen; Kur’ân düşmanısın, budur sendeki illet !

Nice entel züppeler, cübbelere saklanır;
Kariyer çöplüğünde kendini âlim sanır…

Kur’ân’daki ahlâka, hep “irticâ” dediler;
Sen ve senin neslini, işte böyle yediler…

Tut ki; beni susturdun, Kur’ân’ın Sahibi var;
Koruyacaktır onu, tâ ki Mahşere kadar…

Kafatasçı tortular, sanma kolay süzülür;
Kin ve nefret buzları, Kur’ân ile çözülür…

Beyin var; şaşırsa da, yolu bulur zamanla,
Beyin var; içi boştur… Doldurulur samanla..

Ben zenciyim diye mi, bu alaylı gülüşün?
Sen boyayı bırak da, Boyacı’yı bir düşün!

Kişiliksiz dişiler, kırk beşinde şoklanır;
Estetik uzmanlarca, zaman zaman yoklanır..

Şeytanın, insanlara penaltıdan son golü;
Şehvetle paylaşıyor, sokaklarda baş rolü…

Aklı selim insanlar, er geç düze çıkarlar,
Onlar sonuçlar değil, sebeplere bakarlar…

Şaka bazen lâtiftir, insanlar güler geçer;
Bazen de mermi gibi, insanı deler, geçer..

Anlaşılan, kalmadı başka bir çâreleri;
Kur’ân’a saldırıyor, firavun fareleri…

Makam, mevki, para, pul, insan olmaya yetmez,
İnsanda irfan yoksa, ceset beş para etmez.

Ümitsizlik; şeytanın kurduğu bir tuzaktır,
Allah’a yaklaşanlar, tuzaklardan uzaktır…

Sırattan geçmek için, iki kanat gerekli;
Biri Kur’ân.. Biri de, düşünmektir sürekli.

Fâizin güler yüzlü maskesine aldanma;
O şeytan sarmalına, düşen kurtulur sanma.

Müslüman; ne taş gibi, kaskatı bir hamurdur,
Ne de sulandırılmış, cırcıvık bir çamurdur..

Sorsam da söyleme, dînini bana;
Korkuyorum, “müslümanım” demenden,
Şâman sirkesiyle, İslâm balını,
Korkuyorum.. Karıştırıp yemenden.

Bil ki; her ibâdetin, ince hesabı vardır;
İmânla şirk arası, bir kılpayı kadardır…

Zenginde gizli kibir, gizli bir intihardır;
Hayır yapayım derken, şirke düşmek de vardır.

İnsana, başkasını yargılamak kolaydır.
Kendini yargılamak, inanılmaz olaydır.

Tarih, sana kaç bin yıl, ömür biçerse biçsin;
Zaman denizlerinde, sen yine de bir hiçsin.

Var gününde, dostlar gider hoşuna;
Dar gününde, dost arasın boşuna…

Ne de güzel öğrenmiş, koyunlar hoşgörüyü;
Dört beş köpek güdüyor, koskoca bir sürüyü.

Sen açtıkça o beden, nice nefsi dürtecek;
Aç leydi aç ! Nasılsa, bir gün toprak örtecek…

Bunca yıldır, boş bakarsın, bu pazardan mezara;
İbret için bir kere de; mezardan bak pazara…

Bilmedikleri için, ona düşman olurlar;
Kur’ân’ı bir bilseler, nasıl pişman olurlar…

Kur’ân’ın sözü kaldı, özünü yasakladık,
Sözünü de, yaldızlı kılıflarda sakladık…

Her rüzgara eğilen, alışır, dik duramaz;
Rezil-rüsvâ olsa da, nefsine gem vuramaz..

İnsan olmak, bilincin, bilincinde olmaktır,
Her hücresi Allah’a teşekkürle dolmaktır…

İnsan olmak; yarayı, adâletle sarmaktır;
Kendini yargılarken, kılı kırka yarmaktır..

İnsan olmak istersen, gaflet perdeni kaldır,
Beyni çöplük olanın, kokuşması doğaldır..

Dünyayı amaç bilmek, şirke varan gaflettir;
Oysa dünya bir araç, amaçsa ahirettir…

Kibir, her kıvılcımı, bir yangına döndürür;
Onu ancak, tevâzu denizleri söndürür…

Şiir var; mezedir meyhanelerde,
Şiir var; devâdır belki de derde…

Sanma ki her kalıbın, içindeki insandır,
İnsanı farklı kılan, merhamettir, vicdandır.

Dengenin engelidir, şeytanların çengeli,
Eûzu besmeledir, çengellerin engeli..

Allah için sevmiyorsa, seni seven bir kişi;
Çok uzatma.. Kardeş olsa, bitir gitsin bu işi..

Yeter ki, bir günahkâr, Allah’tan af dilesin;
Tevbenin silmediği, günah yoktur.. Bilesin.

Allah’a isyândır, duânın terki;
Namaz ve sabırla, iste yeter ki…

Aklı selim, fikrini, fikirlerle savunur,
Aklı elîm tekmeyle, yumruklarla avunur.

Korkutmuşlar..“irticâ” diye diye bizleri;
Böylece ne din kalmış, ne ahlâkın izleri..

İnsanlar düşünürler, asla haram yemezler,
Elbette ki hayvanlar, bunu düşünemezler.

Ne sadaka, ne zekât, ne verdiğin yemekler;
Başa kakarsan eğer, boşa çıkar emekler.

Hâlâ doyurmuyorsa, seni bu servet bile;
Üzülme.. Doyacaksın, bir avuç toprak ile.

Fakirlerin çokluğu, zenginlerin tokluğu:
Bu izdivaçtan doğdu, insanlığın yokluğu…

Elbette ki özgürsün, her tür haltı yemeye,
Mecbur musun be adam, “müslümanım” demeye..

İnsanoğlu, bir ömür, nefsi ile yüzleşir;
Nefsini öldürenler, ancak ölümsüzleşir..

Silahlar konuşunca; kan kusar, nefret kusar,
Kalemler konuşunca; bütün silahlar susar.

Korkulardan korkanı, korkular er geç bulur;
Ancak Allah’tan korkan, korkulardan kurtulur..

Ne tıbbî mûcizeler, ne estetik savaşlar;
İnsanda ölümsüzlük, ancak ölümle başlar..

Ne yol sordum, ne sokak, ne bir adres kimseden,
Çünkü buldum adresi; Kur’ân-ı Kerîm’de ben.

İnsan olmak; hayatı irfanla dokumaktır;
Kur’ân’ı gözle değil, gönülle okumaktır..

İndirime geçtikçe, haysiyet pazarları,
Canlı cesetle doldu, apartman mezarları.

Ahlâk otobanında, kırmızıda duranlar;
Sabrın selâmetini, yeşil yanınca anlar…

Sanma ki; zorbalıkla yolumdan döneceğim;
Ben Kur’ân’la doğmuşum, Kur’ân’la öleceğim.

Gizli kibir, gizli şirk, sanma sana uzaktır;
Her yerde, her nefeste, her adımda tuzaktır.

Sen kendini gerçekten, istiyorsan tanımak,
Duvar aynası değil, Kur’ân aynasına bak..

Allah’ın rızâsı, değilse gâye;
Malın, mülkün, eşin, dostun hikâye.

‘‘Ben insanım’’ demekle, insan insan olaydı;
Hayvanlardan ayırmak, ne kadar da kolaydı.

‘‘Müslümanım’’ demekle, insan mü’min olaydı,
Cennet vizesi almak, ne kadar da kolaydı.

“Kalbim temiz” demekle, kalpler temiz olaydı,
“Çağdaşların”, kabirde işleri çok kolaydı.

İşte Kur’ân apaçık, işte akıl, işte sen;
Kalır mıydı bu gaflet, eğer ki sen istesen ?

Yer verme kalbinde, başka bir aşka;
Hepsi boş.. İlâhî rızâdan başka..

Ne şan, şöhret, îtibar, ne bir erdem, ne vakar;
Görmedim bir yücelik; haddini bilmek kadar.

Sahtekârlık var ise, bir insanın kanında;
Alçaklar yüksek kalır, o insanın yanında.

Yoksa eğer kişinin, kendisine saygısı,
Ne utanması vardır, ne haysiyet kaygısı.

İnsanları hayâdan, haysiyetten soydular;
Sonra da bu cinnetin, adını “aşk” koydular.

Dert ateştir.. Pişirir, çiğ bırakmaz insanı;
Lâkin çok yaklaşırsan, yakar bitirir canı…

Dünya hayatı yalan, gerçek hayatsa yakın,
Sevinçte ve kederde, haddini aşma sakın.

İlmine hiç güvenme; derya olsan nâfile.
Deryaları kirletir, bir damla kibir bile…

Ne şan, şöhret, ne saray, ne saltanat, ne para;
Mutluluk istiyorsan, onu İslâm’da ara….

Gerçeği arıyorsan, ayağın yere bassın,
Onu İslâm dışında, vallâhi bulamazsın..

Gaflet içinde gördüm, nice canlı cesedi ;
Câhillerden beterdi, âlimlerin hasedi..

İbrâhim Sûresi’nde, yirmi ikinci âyet;
Akıllı insanlara, ne büyük bir hidâyet !

Hırs perdesi varsa, insan gözünde ;
İbreti görür mü, kefen bezinde ?

İnsan güzelliği, ne göz, ne kaşta;
Gönül gözlerinden döktüğü yaşta..

Malın, mülkün, şöhretin, dünyada her şeyin var;
Ya dünyadan Rabb’ine götürecek neyin var ?

Hakk’a kulluk yarışıdır bu yarış,
Sen, sen ol da artık.. Kur’ân’la barış…

Yoktur.. Amelinde Kur’ân’dan eser,
Hayret ki bu insan, “müslümanım” der.

Mümin düşmanıdır, şeytandan beter,
Hayret ki bu insan, “müslümanım” der.

O gâfil nefsine, haddini bildir;
Vallâhi Cehennem, şaka değildir.

Bir avuç kara toprak, üç metre kefen için,
Cehenneme bu kadar ısrarla talep niçin ?

Bir nasuh tevbeyle doğdum yeniden;
Kur’ân olmasaydı, ne yapardım ben ?

Gönül gözü görmeyen, can gözünü neylesin,
Dünyada dönmeyen dil, mahşerde ne söylesin ?

Uyan artık ey insan! Sen bir ilâh değilsin;
O kibirli dik başın, secdelere eğilsin.

Secde yoksa eğer, bil ki bedende;
Bir gizli kibir var, ille de sende…

Baş eğerken emrine, bu kâinat, bu mizân;
Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !

Yetmiyor kudretine, hiç bir söz, hiçbir lisan;
Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !

Uyan artık ey insan ! Yetmez mi bunca zillet ?
Kaderinde yazmıyor.. Bu kokuşma, bu illet.
Önyargılı infazlar, boğuyor vicdânını,
Bu “çağdaş” cehâletten, kurtar şu irfânını.

Söyle ey insanoğlu ! Bu kaçışın nereye ?
Oynaşmaya gelmedin, bil ki bu yerküreye.
Sınav çoktan başladı, hiç güvenme süreye;
Ömür sandığın gibi, fazla uzun değildir;
Uyanmak isteyene, kısacık bir mehildir…

İlginizi Çekebilir

Muhammed İkbal Sözleri

Pakistan’ın milli şairi olan Muhammed İkbal’in sözlerini sizler için derleyerek istifadenize sunuyoruz: Batı kalbi, doğu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir